İstikbal

Nasıl bir hayat bekliyor beni? Hayalimdeki gibi mi, yoksa apayrı bir hayat mı?

Elimde yoğurduğum hayat hamuruna istediğim şekli verebilecek miyim, yoksa hamur ellerime yapışacak ve bambaşka bir şekil mi olacak?

Çabaladığım her işin meyvesini alacak mıyım, aldığım meyve belki tek bir ağaçla sınırlı kalacak, belki de Allah bana daha farklı yollar açarak meyve bahçesi yetiştirtecek.

Az önce saçmaladım gibi hissettim ama neyse.

Çok merak ediyorum bundan 7-8 sene sonrasını. Başka haritalarda yol alacağım belki belli olmaz. İşte tam da bunun için merak ediyorum.

Merakımı ise şöyle sonlandırıyorum:Allah hakkımda her şeyi hayırlı eylesin, çünkü o şüphesiz en iyisini ve kalplerdekini bilendir.

Reklamlar

Tek

Belki de hayatımı değiştirecek bir kararı uygulamışımdır. Yeni bir yıl var önümde. Ve ben şu ana kadar verdiğim kararı değiştirdim. Bunun başka bir olayın vesilesi ile olması hayırlı olduğunu düşünmeme neden oluyor. Mesela artık arkadaşlarım olmayacak. Her sabah günaaydın diye bağırdığım kankim olmayacak. Derste hocaya çaktırmadan patlayana kadar güldüğüm arkadaşlarım olmayacak. Belki artık gülmekten gözlerimden yaş gelmeyecek. Daha kalabalık bir ortama giriyorum. Daha yabani, daha zorlu ve daha samimiyetsiz. İçimde kalacak bazı şeyler, çünkü her gün içimi döktüğüm sıra arkadaşım olmayacak. Boş zamanlarımda sohbet edip gülüşmek yerine kendimi iyice kitaplara gömeceğim gibi görünüyor. Arkadaşlarımla bağımı kaybetmek istemiyorum. Onlar benim değerlilerim. Birbirimizi yargılamadığımız, her birimizin çok farklı karakterlere sahip olduğu bir grubumuz var. Umarım bu ayrılık beni onlardan uzaklaştırmaz. Her ne olursa olsun güzel bir sene olacağını düşünüyorum. Yalnız olacağım, tek savaşacağım ama belki de bana çok şey katar. Olumsuz bakmayacağım. Yalnız da mutlu olabilirim. Hem bu arkadaşlarım olmayacağı anlamına gelmiyor. Olacak, aynı tadı verecek mi bilmiyorum. Deneyeceğim.

Dilerim güzel günler geçiririm ve hergün kendime bir şeyler katarım. Dilerim mutsuz olmam… Dilerim, güçlü olmaktan vazgeçmem.

Avare

Onu görmediğim zaman seviyor, gördüğüm an nefret besliyordum.

Uzun zamandırdan beri aklıma düşmüyordu. Unutmuştum, yoktu benim için. Sevmiyordum da zaten. Ona karşı duygusal bir şeyler hissetmem imkansızdı. Karakterini beğenmiyordum, konuşma stili hoşuma gitmiyordu vs. vs…

Ben onun hayalimdeki şeklini seviyordum. Hayalimde ona bir kaftan biçmiştim, ve oydu benim sevdiğim. Öyle seviyordum, hayalimde seviyordum.Zaten hayalimin devre dışı kaldığı ve onu gerçekten gördüğüm anlarda bu adam benim sevdiğim adam değil diyordum, ben bunu sevmedim, hayalim çok farklıydı. Her gördüğümde bir kez daha nefret ediyordum hayalimdeki gibi olmadığı için. Tipi de çok hoşuma gitmiyordu açıkçası. Fotoğraflarına baktığımda ben yine bunu sevmemiştim diyorum.

Ben seviyor muyum? Yazının bu kısmına kadar seviyorum dedim. Ama seven insan hep hatırlar, benim aklıma dahi gelmediği zamanlar oluyor. Geldiği zaman ise gerçek hayatı boşlayacak kadar aptal ediyor beni. Koyuyorum kafamı yastığa, hayal et edebildiğin kadar…Mesela duygusal hiçbir şey hissetmememe rağmen neden şu an duygulanıyorum, gözlerim yaşarıyor. Gerçekten bunun sebebini bilmiyorum. Şimdi gidicem ve biraz daha hayal edicem. Bu yaşadıklarımın ne kadar gereksiz ve boş olduğunun bilincindeyim. İlerleyen zamanlarda bunu düşününce ve bu yazıyı okuyunca çok güleceğime eminim. Ama insan, yanlışlar yapmadan doğruları anlayamaz ve kıymetini bilemez ki…

Bazen de düşünüyorum, hiç düşmedim mi aklına?

Amaç

Şu ana kadar hep hayalim mesleğimi elime alınca lüks bir evde oturmaktı. Şimdi değişti. Artık mülayim bir yerde yaşamak istiyorum. Bir şartım var, manzarası olacak. Küçük bir evim olacak 2 odalı. Pencerelerinde çiçek saksıları. Gözün alabildiği kadar uzanan deniz ve dağlar. Uzakta dalgalanan bir Türk bayrağı, insana huzur veren. Daracık sokakları, rengarenk boyalı minnak kapıları… Kafa dengi komşular, fazla rahatsız etmeyenlerden, kafamı ütülemeyenlerden. Hemen yakınında küçük, eski ahşap camilerden. Allah’ın izniyle her namazımı orda kılmaya çalışırım. Bir de küçük bahçesi olsun, boy boy ağaçlar, sevimli kamelyam… Ağaçlarımın gövdesine renkli iplerden desenler örücem. Bugün Çanakkale’de gördüm çok hoşuma gitti. Adliyeden gelicem yogun argın, ev yolunda giderken birbiri ardına sıralanmış dağlar, yemyeşil ormanlar. Evime gelicem, kapısını açıcam ve huzur… Yazın bütün işlerimle kamelyamda ilgilenicem.Hemen aşağısı deniz, kafama esti mi inicem yüzücem.

Ben şimdi böyle hayal ediyorum, unuturum ya da aklımda kalmaz diye buraya da yazıyorum. Bu hayalimin değişmesini istemiyorum nedense. Kısa bir süre de olsa bu yazdıklarımı yaşamak istiyorum.

Sen misin?

Ne kadar kendimiz olabiliyoruz? Çevremizin el verdiği kadar mı? Takıldığımız insanlar kadar mı?

Ne kadar inebiliyoruz derinliklerimize? İnsanlar ne kadar el veriyor?

Arkadaşlarımızın karşısında konuşan biz miyiz? Kendimiz miyiz? Ne kadar doğalız hayatımızda?

Ne kadar kendimizi geliştirdik?

Bu sorulara kafa yorar oldum son 1 haftadır. Kendim miyim diye düşünüyorum sürekli. İçimden geldiği gibi davranabiliyor muyum? Şu an içimden geldiği gibi davranmaya çalışsam nasıl davranırım? İçimden geldiği gibi diye bir şey kaldı mı acaba zihnimde. Kaldım mı ben böyle. Kendime ulaşamadan her şey bitecek mi?

Bitmesin diyorum. Kendimi geliştirmeliyim diyorum. Bir şeyler öğrenmeliyim. Ben olmalıyım, kendimi tanımalıyım.

Nasıl olacak bu iş? Sosyal medya bizi ne kadar da etkiliyor diye düşünüyorum. Orda gördüklerimiz kadarız sanki birçoğumuz. Yozlaşmışız, çevremizdeki kalıbın şeklibi almışız. Gelişmemişiz de.Kitap okumak diyor içimden bir ses. Bol bol kitap oku, araştır. Çık şu sosyal medyadan, çık şu şeklini aldığın kabın içinden. Geliştir kendini. Kendin olmaya başla. Bir yerden başla yoksa çok geç olacak.Hayalini kurduğun insan ol artık. Neyi bekliyorsun? Çok mu küçüksün kendini geliştirmek için?İlla iş hayatına atılıp hayatı görünce mi başlayacaksın bir şeylere.

Bu fikirler her akşam anlık bir yel olup esiyor düşüncelerimin arasında. Tamam diyorum, yarın her şeyi değiştireceğim. Yarın oluyor, ben iradesizliğimden değil de o kurduğum cümleler bende akşamki etkiyi yaratmadığı için başlayamıyorum. Belki tam sebebi bu değildir ama bunun da etkisi vardır elbet. Cümlelerimi mi unutuyorum?Hadi onu unuttum, hayallerimi de mi unutuyorum? Bu nasıl iş arkadaş?

Kafamda planlar kuruyorum, bir gün bile tam olarak uygulayamadan puf diye uçup gidiyorlar. Ne yapmam lazım? Her akşam yeniden kurup sabah tekrardan unutacak mıyım hep? Nereye gidecek bu işin sonu?

Ben kendim olmak istiyorum. Ben fikirlerimle var olmak istiyorum. Bileyim istiyorum, cahil kalmayayım hiçbir konuda. Bir karakterim, bir duruşum olsun istiyorum. Boşa geçireceğim 1 dakikam bile olmasın istiyorum. Hayallerime koşmak istiyorum. Bazı hayallerim için yürümek yetmiyor artık. Güçlenip koşmam lazım. Koşmam lazım ki geç kalmayayım.

Bu yazıyı buraya yazma kararını alırken bile üşendim. Şu sıralar çok üşengecim. Ama hayallerimi gerçekleştirmem için bir başlangıç yapmak istiyorsam, hayallerimi unutmamakla başlamalıyım. Onun için buraya yazdım.Eğer unutacak olursam, bunları tekrar tekrar okuyayım da aklım başıma gelsin diye.

Allah’ım, sen bu yolda yardımcım ol. Sanki savaşa giriyormuş gibi hissediyorum. Ben olma savaşına, bir şeyler öğrenme savaşına… Belimden kılıcımı çıkarmayı başarırsam, her şeyi başaracakmışım gibi…

Ben gerçekten bu savaşta galip gelmeyi çok istiyorum.

Utanç

Tam şu an, derslerimin yoğunluğundan dolayı minübüste hafif bir şarkı eşliğinde tarih ezberimi yaparken, yanımdaki kız annesine bağırdı. Büyük ihtimalle annesiydi. Senin evin yok mu ya evde konuşamıyor musun dedi. O an içim öyle bir acıdı ki…

Normalde fazla takmam böyle şeyleri, dikkat etmem. Ama en korktuğum şeydir annemin kalbini kırmak. Ya çok kırıldıysa, ya üzüldüyse… Bu düşünceler dolanıp durur kafamın içinde. Sonra dayanamayıp koşarım yanına, sarılırım sıkıca.

Ben bu kadar korkarken, o kızın annesine öyle bağırması içimi paramparça etti. Nasıl ya dedim. Hiç düşünmedi mi ne hisseder diye.

Annesi de hiç sesini çıkarmadı. Sanki kızını kırmamak için sessizliğin zincirine vurmuştu kendini.

O an bıraktım ezberimi, derin bir nefes verdim dışarıya ve sakin olmaya çalıştım. Bana en iyi gelen şeyi yapmayı seçtim. Başladım yazmaya. Şu an minübüsten indim ve az da olsa sakinledim.

Ama bu yazı sayesinde, kızın o sesini ve annesinin sessizliğini unutmayacağım.

Avm

Öyle bir yerde yaşamak istiyorum ki, aldığım her nefes içime yeni tohumlar serpiştirsin. Yaşadığım her saniye dolu dolu geçsin. Güzel şeyler düşüneyim, boş işlere yorulmayayım. Öyle mutlu olayım ki, yaşadığım hüzünler birer birer dökülsün sırtımdan. Öyle naif bir yer olsun ki, aklımdan geçen düşünceleri bilsin. Yanımda kimseyi istemediğim zaman izin vermesin kimsenin içeriye girmesine. Konuşmama gerek kalmasın, bakışlarla, gülüşlerle anlaşalım o yerle.

Öyle bir yerde yaşamak istiyorum ki,ağlamak unutulmuş olsun. Kırgınlıkların nesli tükenmiş olsun. Şu an içimde olan her kırgınlığın, orda bir ödülü olsun. Burda kendimi ne kadar sıkıyorsam, kendimi nasıl geriyor, bağırıp çağırmamak için zor tutuyorsam, orda da bir o kadar rahat olayım. Bu duyguları unutayım istiyorum.

Ben niye yoruyorum ki kendimi, sanırım orası cennet…

Kırık

Bugünün tarini atıyorum buraya.

07.04.2019

Hem de koyu harflerle yazıyorum ki günü gelince bana yapılanı unutmayayım.

(kendi paranı kazanınca, alırsın.)

Kaçak

Kendimi bazen suçlu hissediyorum. Etrafıma bakıyorum ve acı çeken bir sürü insan görüyorum. Hayır hayır, saçma sapan acı çekiyorum diye dolanan insanlardan bahsetmiyorum. Gerçekten acı çeken, ve o acıya sabırla karşılık veren insanlardan bahsediyorum.

Mesela vücudunda ve zihninde özürü olan insanlar…Onları gördükçe diyorum ki ben hiçbir şey yaşamıyorum. Ben,kendi dertlerimi dert sanıyorum. Ve neden ben yaşamıyorum da onlar yaşıyor diye üzülüyorum. Hem onların adına, hem kendim adına.Onların imtihanı çok büyük. Ben öyle bir imtihandan geçirilsem böyle sabırla karşılık verebilir miyim bilmiyorum. Daha küçücük bir sorunda feryat figan ediyorum.

Mesela yoksul insanlar….Onlar daha çok çekiyorlar. Onlar,bizden daha çok görüyorlar hayatın acımasız yanını. Daha dertliler, daha çok düşünüyorlar. Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şerifinde yoksul insanların cennete bizden daha önce gireceğini söyler. Bunu duyunca seviniyorum. En azından çektiklerine değecek diyorum.

Ve ben, kendi dertlerimi dert sanıyorum. Yaşadığım şeyleri imtihan sanıyorum.Ben,kendimi güçlü sanıyorum. O kadar rahat bir hayatım var ki… Ve ben buna rağmen bir şeyleri başarmakta zorlanıyorum. Mızmızlanıyorum sürekli. Dert yanıyorum herkese. Ve ben, dertlerimden bu kadar muzdarip ve şikayetçiyken onların sabırla geçirdiği imtihan süreçleri beni kendimden soğutuyor.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑